Lokman Hekim’e hastasını tedavi ettiren kişi, “Daha çabuk iyileşmesi için hastamıza ne yedirelim ne yedirmeyelim?” diye sorunca, Lokman Hekim şu cevabı verir; "Acı söz yedirmeyin de, ne yedirirseniz yedirin!"

4 Şubat 2009 Çarşamba

YouTube ’un en fazla izlenen videolar

9 Mayıs 2007′den itibaren YouTube’un en fazla izlenen videoları (10 milyon’dan fazla izlenen) şunlarmış:

1. 48.15 milyon – Evolution of Dance – Judson Laipply

2. 25.53 milyon – Famous Last Words – My Chemical Romance

3. 23.47 milyon – Pokémon Theme Music Video – Ian Hecox ve Anthony Padilla

4. 22.28 milyon - Girlfriend - Avril Lavigne

5. 21.47 milyon – SNL Digital Short - A Special Christmas Gift (Uncensored) – Saturday Night Live

6. 20.09 milyon – Guitar – Jeong-Hyun Lim

7. 18.12 milyon – Shoes – Liam Kyle Sullivan

8. 17.32 milyon – Quick Change Artists on America’s Got Talent – America’s Got Talent

9. 16.82 milyon – OK Go - Here It Goes Again – OK Go

10. 14.65 milyon – Hahaha – BlackOleg

11. 14.78 milyon – Hey clip – Tasha and Dishka

12. 14.51 milyon – Free Hugs Campaign – Juan Mann

13. 13.51 milyon – Real Life Simpsons Intro – The Simpsons

14. 13.42 milyon – Urban Ninja – Trickster Xin of EMC California

15. 13.22 milyon – Ronaldinho: A Touch of Gold – Nike

16. 11.79 milyon - Cupid’s Chokehold - Gym Class Heroes

17. 11.09 milyon - Say It Right - Nelly Furtado

18. 10.90 milyon - Irreplaceable - Beyonce

19. 10.87 milyon – lion sleep tonight – Pat & Stanley

20. 10.46 milyon - muffins - Liam Kyle Sullivan

En çok izlenen Türk videosuda Tuğba Özay’ın bu ve bu videosu ardındanda Ajdar geliyor.diğer videoları izlemek için google da ismini aratmanız yeterli. Kaynak; Wikipedia

TASARRUF


'5 yaşında idim.
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi, aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
Çocukluk iste,
-Aman babaanne dedim.
- Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
- Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti.
Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarini okuyorum.
Birden irkildim.
Babaannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim.
Bir otele indim.
Geceydi.
Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.'

Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
-Şu andan itibaren der,
-Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...

*Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

BİR GÜN...


Bir gün...bir kozada küçük bir delik açildi...ve bir adam...bedenini bu küçücük delikten
çikarmaya çalişan kelebeği saatlerce seyretti...Sonra...kelebek sanki daha fazla
ilerlemek istemiyormuş gibi durdu...Sanki...ilerleyebileceği kadar
ilerlemişti ve artık daha fazla ilerleyemiyordu....Ve adam...kelebeğe
yardım etmeye karar verdi...Eline bir makas aldı ve kozayı keserek deliği
büyüttü...Kelebek kolayca dışarı çıktı...Fakat bedeni kocaman ve
kanatları kuru ve buruşuktu...

Adam...kelebeği izlemeye devam etti...çünkü zamanla kanatlarının büyüyüp
bedenini taşıyabilecek kadar genişleyebileceğini umut ediyordu...
Fakat bu olmadı!..Gerçekte...kelebek ömrünün geri kalanını
kocaman bedeni...kuru...buruşuk kanatları ile etrafta sürünerek geçirdi...

Uçmayı hiç başaramadı...Adamın bu aceleci iyiliği içinde
anlayamadığı...bu kısıtlayıcı kozanın ve
kelebeğin o küçücük delikten dişari çıkmak için verdiği mücadelenin...
kelebek için gerekli olduğuydu...çünkü bu...Tanrı'nin...yaşam
sıvısının kelebeğin bedeninden kanatlarına doğru
akmasını sağlamak için bulduğu yoldu...böylece kelebek kozadan
kurtulduğu anda uçmaya hazır olabilecekti...

Güç istedim...
Ve Tanrı...beni güçlü yapmak için karşıma zorluklar çıkardı...

Bilgelik istedim...
Ve Tanrı bana çözmek için sorunlar verdi...

Zenginlik istedim...
Ve Tanrı çalişmak için bana beyin ve güçlü kaslar verdi...

Cesaret istedim...
Ve Tanrı üstesinden gelmem için bana tehlike verdi...

Sevgi istedim...
Ve Tanrı yardim etmem için bana sorunlu insanlar verdi...

İyilik istedim...
Ve Tanrı bana fırsatlar verdi...

İstediğim hiçbir şeyi elde etmedim...İhtiyacım olan
herşeyi elde ettim...

Kaz Gondersem Yolarmisin


Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına baş vezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.
Padişah, ihtiyarı selamlamış:
"Selamünaleyküm ey pir'i fani..."
"Aleykümselâm ey serdar'ı cihan..."
Padişah sormuş:
"Altılarda ne yaptın?"

"Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..."

Padişah gene sormuş:
"Geceleri kalkmadın mı?"
"Kalktık... Lakin ellere yaradı..."

Padişah gülmüş:
"Bir kaz göndersem yolar mısın?"
"Hem de ciyaklatmadan..."

Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah baş vezire dönmüş:
"Ne konuştuğumuzu anladın mı?"
"Hayır padişahım..."

Padişah sinirlenmiş:
"Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım."

Korkuya kapılan baş vezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.
"Ne konuştunuz siz padişahla..."

Adam, baş veziri şöyle bir süzmüş:
"Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim."

Baş vezir, yüz altın vermiş.
"Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu."
"Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi."

Vezir kafasını kaşımış.
"Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?"

Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
"Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim."

Vezir bir soru daha sormuş...
"Geceleri kalkmadın mı ne demek?"

Adam bir yüz altın daha almış.

"Çocukların yok mu diye sordu… Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim..."

Vezir gene kafasını sallamış.
"Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek..."

Adam gülmüş.
"Onu da sen bul..."

Sadece Filimlerde Gorecegin Seyler


1. gitmek istediğiniz binanın karşısında veya önünde kolaylıkla park edecek bir yer bulabilirsiniz

2. taksiye para verirken, cüzdanınıza bakmayın rasgele elinize bir miktar para alın kesinle doğru miktarda para vermiş olacaksınız.

3.televizyon veya radyo haberleri doğrudan sizinle alakalı, sizi de etkileyecek bir haberdir.

4.her kapıyı bir kredi kartıyla veya ataçla açabilirsiniz. ancak bu içerde çocuk bulunan yanan bir binanın kapısıysa işler değişir

5.eğer birden sokakta içinizden dans etmek geldiyse, herkes önceden o kareografiyi çalışmış gibi size katılır.

6.bütün bombaların üstünde, kocaman kırmızı rakamlar olan elektronik bir ekranla beraber gelir. böylece ne zaman patlayacağını bilebilirsiniz.

7.eiffel kulesi paris’te her binadan her pencereden görülebilir.

8.her polis memuru emekliliğine bir kaç gün kala hayatında hiç olmadığı kadar ölüme yaklaşır.hele ki ailesi onun için bir parti düzenliyorsa

9.arabalar asla benzine ihtiyac duymaz, eğer ki biryarışa katıldılarsa ortasında bitebilir ama

10.her yalnız kadının bir kedisi vardır.

11.eğer birden fazla düşmanla çevrilmiş bir kareteciyseniz, düşmanlarınız siz ortada dans ederken teker teker saldırmayı tercih ederler.

12.bir alman askeriyle konuşmak için almanca bilmenize gerek yok, alman aksanıyla ingilizce konuşsanız o sizi anlar. hatta nazi kampındaki

alman askerleri kendi aralarında ingilizce konuşmayı tercih ederler. bu uzaylılar içinde geçerlidir.

13.eğer telsizi kapattıysanız, tam o anda birinin size ihtiyacı olacaktır

14.arabalar tek kurşunla patlar.

15.eğer birileri tarafından kovalanıyorsanız, elbet aralarına karışıp kendizi kaybettirebileceğiniz bir festival kalabalığı bulabilirsiniz.

16.havalandırma sistemleri bir binadaki en iyi saklanma yerleridir. hiç kimse oraya saklandığnızı tahmin edemez ve bütün binayı rajatlıkla
dolaşabilirsiniz.

17.her savaştan sağ salim çıkabilirsiniz taki sizi bekleyen birinin fotoğrfını başkasına göstermedikçe.

18.bir kişi 20 kişiye ateş açınca onun hepsini öldürebilme ihtimali, 20 kişinin bir kişiyi öldürme ihitmalinden yüksektir.(buna stallone kanunu
denir)

19. ışığı kapatıp yatağınıza gideceğinizde, odanız yine de aydınlıktır önünüzü görebilirsiniz.

20.çirkin bir kız birden bir sinema yıldızına veya okul balosundaki güzellik yarışmasında birinciye dönüşebilir. tek yapması gerek gözlüklerini

çıkarmak ve biraz da saçları dağıtmak.

21.sadece basit bir kurşunla öldürebilecekken,, megalomanyak kötü insanlar onları ya bir füzeye bağlari ya zehirli bir gaz ile, lazerle veya

köpek balıklarının içine atarakdüşmanını öldürmeyi tercih eder.

22.elektrikli bir testereyi ihtiyacınız olduğu her an bulabilirsiniz.

23.amerikada her gaz istasyonunda arka cebinde kırmızı bir bez taşıyan bir pompacı olur.

24.her polis araştırmasında en az bi kere bir gece kulübüne gitmek gerekir.

25.üflemeli çalgılar hariç herhangi bir müzik enstüramnını parmaklarınızı oynatmadan çalabilirsiniz....

26. Bilgisayarda şifre kırmak en fazla 15 dakika sürer.

27.Bilgisayar kullanmak için asla fareye ihtiyaç duyulmaz ayrıca ekrana bakmayada gerek yoktur

28. Telefondan sadece 1 tuşa basarak istedikleri kişiyi arayabilirler ve telefonun bağlanması en fazla 3 saniye sürer